İletişim Bilgileri

AVRASYA ELEKTRİK-ELEKTRONİK SANAYİ VE DIŞ TİC.LTD.ŞTİ

Güvenilir Şirket
  • Yetkili Kişi: MEHMET YUSUF KAŞGARLI
  • Telefon numarası: +90 (212) 511-87-63, Ofis
  • +90 (212) 519-10-42, Ofis
  • +90 (212) 514-60-50, Fax
  • +90 (535) 889-73-93, Whatsapp,Wechat,Viber,Line
  • MSN: kasgarliticaret@hotmail.com
  • Skype: kasgarliticaret , https://www.facebook.com/toptandurbun
  • Adres: Tahtakale Cad. Tomruk Sok. Yıldızhan No:25/23-24 Eminönü-İstanbul, Fatih, İstanbul, 34116, Türkiye

Çalışma Saatleri

Sitedeki güncellemeler

Osmanlılar Teleskoptan Haberdar mı ya da Kullandılar mı?

Osmanlılar Teleskoptan Haberdar mı ya da Kullandılar mı?

30.04.2014

Osmanlılar Teleskoptan Haberdar mı ya da Kullandılar mı?
Prof. Dr. Yavuz UNAT 1574
Osmanlılarda teleskopa ilişkin ilk bilgi İstanbul Gözlemevi’nin kurucusu Takiyüddin’de yer almaktadır. Takîyüddîn
bir aletin,
uzaktaki nesneleri yakınlaştıran optik bir alet, tanımı
yapar.

Kitâbu Nûr

i Hadakati’l

Ebsâr ve Nûr

i Hadîkati’l

Enzâr (Göz ve Bakış Bahçelerinin Işığı Üzerine Kitap)
adlı eserinde şöyle söyler:


Ben uzakta bulunmaları nedeniyle görülemez (gözden gizlenmiş olan) eşyayı en ince ayrıntılarıyla gösterebilen ve ortalama uzaklıkta bulunan gemilerin yelkenlerini bir ucundan tek bir gözle baktığımızda görebileceğimiz ve (daha önce) Yunanlı bilginlerin yapıp, İskenderiye Kulesi’ne yerleştirmiş olduklarına
benzer
bir billur (mercek) yaptım.

1

Takîyüddîn’in yaptığı bu aleti teleskop olarak tanımlamamız mümkündür. Zira yukarıdaki tasvirden anlaşıldığı üzere bu alet çok uzaktaki nesneleri çok yakından ve ayrıntılarıyla gösterebilmektedir. Bilinen kaynaklara göre teles
kopun en erken tarihi 1600
yıllarına denk düşmektedir.
2

Teleskopun astronomik amaçlı kullanımı ise 1609 yılında Galilei
(1564-
1642) ile mümkün olmuştur. Takîyüddîn ise bu kitabını 1574 başlarında yazmıştır. Ancak Takîyüddîn bu aletin Eski Yunanlılar tarafından yapıldığını ve İskenderiye Kulesi’ne yerleştirildiğini söylemektedir. Ne var ki, bilinen kaynaklara göre İskenderiye Kulesi’nde böyle bir alet yoktur. Bu durum göz önüne alınırsa, bu aletin teleskop olmadığı, bir gözlem
a eskilerden beri, örneğin Çin’de M.Ö. 1100’lerde bilinmekte ve kullanılmaktadır.
4

1630

Batı Avrupa, Kuzey Afrika ve Osmanlı Ülkeleri’nde yapılacak, Güneş ve Ay tutulmaları gözlemlerini karşılaştırmak

isteyen Peiresc, İstanbul’daki Fransiskenler’e ve Karmelitler’e bu gözlemleri hatasız yapabilmeleri için, küçük teleskoplar ve ahşap yü
kseklik
ölçme aletleri gönderdiği bazı kayıtlarda yer almaktadır. Buna ilişkin başka bir bilgi
edinemedim.
1772
Halife-
zâde

(Kalfazâde İsmail Çınarî), Jacques Cassini’nin
Tables Astronomiques de
Soleil, de la Lune, des Planétes, de Etoiles Fixes et des Satellites de Jupiter et de Saturne

(1740) adlı eserini
Tuhfe-

i Behîc

i Rasînî Tercüme

i Zîc

i Cassinî
adıyla çevirdi. Bu tercüme ile birlikte, hem logaritma hem de teleskop aracılığıyla elde edilen dakik gözlem bulguları Osmanlı bilginlerinin hizmetine girdi.

1831-1834
Başhocalığa İshak Efendi

Mecmûa

i Ulûm
-i Riyaziye

’nin dördüncü cildini astronomiye ayırarak ağırlığı Kopernik teorisine verir ve bu sistemin o zamana kadar Osmanlılarda en uzun ve belki de en teknik izahını vererek, “hata olması muhtemel ise de” Kopernik görüşünün ilm

i hikmete daha uygun olduğunu kesin bir şekilde belirtir.

Bu kitabın optik kısmında, kırılma ve yansıma optiğine ait bazı aletlerin açıklamasını yapılmıştır. Ona göre “gözlük, mikroskop ve teleskop kırılma optiğine ait araçlardır. Bunlardan basit bir optik araç olan mikroskop, çok küçük olmaları nedeniyle gözün dikkatiyle algılanamayan şeylerin gayet açık bir şekilde görünmesini sağlar. İshâk Hoca’nın açıklamalarından cam kürelerde ışığın uğradığı değişimler de ele alınmıştır. Benzer şekilde cam küre yerine içi suyla doldurulmuş yuvarlak bir cam alınsa da aynı sonuçların gözlenebileceğini belirtmektedir. Yine bu bölümde karanlık oda konusuna da kısa değinilmiştir.

3

İçi boş lenssiz “görüş tübü” (sighting tube) ile yapılan gözlemler eski Yunan’a kadar gider. Aristoteles’in ve Strabo’nun (M.Ö. yaklaşık 63

M.S yaklaşık 19) yazılarında bu tüplerle yapılan gözlemlerden bahsedilmektedir.

4
Topdemir,

1999, 141-142.

1850
Andreas David Mordtmann’ın bildirdiğine göre, dönemin tanınmış astronomlarından
Christian Heinrich Friedrich Peters (1813-
1890), Alexandre von Humboldt’un

ve daha başka bilim adamlarının tavsiyesi üzerine İstanbul’a geldi. Peters, Almanya’da doğdu; Berlin Üniversitesi’nde matematik ve astronomi eğitimi gördükten sonra, Kopenhag Rasathanesi’nde çalışmaya başladı. Bir süre sonra, Göttingen’e dönemin ünlü matematikçisi Gauss’un yanına gitti. XIX. yüzyılın başlarında Mars ve Jüpiter gezegenlerinin yörüngeleri arasında iki yeni gök cismi bulunmuş ve bunlara Ceres ve Pallas asteroitleri denilmişti. 1849 yılında Fransa’ya giden Peters, 1850 yılında Fransa’dan İstanbul’a geldi. Peters, İstanbul’da, Sadrazam Reşid Paşa’nın danışmanı oldu. II. Abdülmecid, bu sıralarda 11 inçlik (yaklaşık 30 cm) bir refraktör (mercekli teleskop) edinmişti. Reşid Paşa bu refraktörü Peters’in emrine vermek istiyordu; ancak zamanın gazetelerinden alınan bir kupüre göre, “Reşid Paşa’nın gücü ve koruması, saraydaki düşmanca tavrın üstesinden gelebilmek için yeterli değildi; ayrıca gezegenlere hükmetmeye tenezzül etmeyen astronomi bilimi, astrolojiyi hâlâ yenememişti.”
5
Bu arada Sultan, Pet
ers’e Suriye ve Filistin’e yapılacak bir bilimsel geziye başkanlık edip edemeyeceğini sordu; ancak 1854 yılında patlak veren Kırım Savaşı nedeniyle bu projeden vazgeçildi. Bu olay üzerine Peters, 1854 yılında Amerika’daki zamanın meşhur rasthânelerinden
H
arvard Koleji Rasathanesi’ne gitti ve 1855 yılında da Rhode Island’da bir bilimsel toplantıya katılarak Naples’da Güneş lekeleri üzerine yapmış olduğu gözlemlerini sundu (“Contributions to the Atmospherology of the Sun”,
Proceedings of the American Association for the Advancement of Science
, 1855).
1869
Hoca Tahsin, Darülfünun’un başına geçti. Halka açık konferanslar vermeye başladı ve bu konferanslarda Avrupa’da ortaya çıkan yeni bilimlere özellikle de mikroskop ve teleskopa
5

Mordtmann’ın anlatımına göre,
Christian
Peters, Prusya Sefiri aracılığıyla, Sadrazam Reşid Paşa’ya takdim edileceği gün, tersanede bulunana Nusretiye Gemisi’nin havaya uçmuş ve bunun

üzerine, Reşid Paşa, “Bu Frenk astronom, ya bu hadiseyi önceden biliyordu ki o halde bir alçaktır, ya da bilmiyordu, o zaman da cahildir. Böyle bir insanla hiçbir surette ilgilenemeyiz” demiştir.

ilişkin bilgiler vermeye başladı. Ancak bu konferanslar mutaassıp kişilerin tepkisini çekti ve 1870 yılında Ramazan ayının ikinci gecesinde Cemâleddîni Efgânî ile yaptığı konuşma üzerine ikisi de Darülfünun’dan uzaklaştırıldı.
1867 –

Rasadhâne

i Âmire

Takîyüddîn’in

İstanbul’da kurmuş olduğu İstanbul Gözlemevin’den yaklaşık 300 sene sonra, 1867 yılında, İstanbul Beyoğlu’nda Parmakkapı’daki bir handa, Fransa’dan demiryolu yapımı için gelen Fransız mühendisi Coumbary’nin (Kumbari) girişimleriyle bir gözlemevi daha kuruldu ve müdürlüğüne Coumbary getirildi. Bugünkü Kandilli Gözlemevi’nin temelini oluşturan ve Rasadhâne

i Âmire

adıyla tanınan bu gözlemevi,

1873’te Viyana’da toplanan uluslararası meteoroloji ve astronomi

kongresine Osmanlı delegesi olarak Coumbary’yi gönderdi ve burada alınan kararlar uyarınca Avrupa gözlemevleri ile resmî bağlantılar kuruldu.
Coumbary
’den sonra gözlemevinin müdürlüğüne, tahminen 1896’da Sâlih Zeki
Bey
getirilmiş, takriben 10 sene sonra, yani 1906 yılı sonlarına doğru Sâlih Zeki Bey, bu görevi bırakarak Darülfünun

müdürlüğüne geçmiştir.

Rasadhâne

i Âmire, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Maçka Kışlası’nın karşısına taşındı. 1909 yılına kadar aralıksız olarak özellikle meteorolojik gözlemlere yönelik etkinliklerini yürüten Rasadhâne

i Âmire, bu tarihte patlak veren 31 Mart Olayları esnasında binası ve aletleri tahrip edildiği için çalışmalarını kısa bir süre durdurmak zorunda kaldı. 1910 yılında gözlemevinin yeniden kurulması ve işletilmesi görevi dönemin önde gelen bilginlerinden Mehmed Fatin Gökmen’e verdi. Gökmen, Cumhuriyet Dönemi’ne kadar uzanan etkinlikleri sonucunda, Rasadhâne

i Âmire’yi geliştirdi ve
1935

yılında monte ettirdiği teleskop aracılığıyla astronomik gözlemlerin de düzenli bir biçimde yapılması sürecini başlattı.
Fatin
Gökmen’in on beş yıllık bir çabayla Almanya’dan getirterek 1935 yılında monte ettirdiği 20 milimetrelik Zeiss marka teleskop ile ömrü boyunca topladığı matematik ve astronomi ile ilgili yazma ve basma eserlerden oluşan kitaplık, bugün de

büyük bir önem taşımakta ve araştırmacılar tarafından kullanılmaktadır.

Kaynak: Osmanlılar Teleskoptan Haberdar mı ya da Kullandılar mı?